Ceza Avukatı

Mersin Ceza Hukuku Avukatı

Mersin’de faaliyet gösteren Denizcioğlu Hukuk Bürosu Ceza Avukatı olarak gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikayet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve danışmanlık hizmetleri sunmakta ve ceza mahkemelerinde kendilerini gerek müşteki vekili ve gerekse sanık müdafi olarak temsil etmekteyiz.

Mersin ceza hukuku konusunda edindiğimiz tecrübe ve uzmanlık çerçevesinde, müvekkillerimize en etkili sonucu sağlamak için hukuki destek vermekteyiz. Ülkemizde ceza hukuku yargılamaları Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile yapılmaktadır. Türk Ceza Kanunu cezaları belirlerken, Ceza Muhakemesi Kanunu ise yargılamanın usul ve prosedürlerinin nasıl olacağını gösterir. Ceza davalarına ilişkin olarak avukatlarımız; Şikayet dilekçesi ve eklerini hazırlamakta, Kollukta ve Savcılıkta ifade alınması sırasında hazır bulunmakta ve Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak hizmet vermekteyiz.

Ceza avukatı olarak ofisimiz  ayrıca Sulh Ceza ve Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak müvekkillerimizi temsil etmekte, savcılıklarca verilen takipsizlik kararlarına ve mahkemelerce verilen tutuklama kararlarına itiraz etmekte, temyiz dilekçesi hazırlamakta ve cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretleri yapmaktadırlar. Ceza hukukunda uzman ofisimiz; Alkollü Araç Kullanma, Dolandırıcılık, Gümrük Kaçakçılığı, Güveni Kötüye Kullanma, Kredi Kartı Dolandırıcılığı, Mala Zarar Verme, Taksirle Yaralama, Hakaret, Cumhurbaşkanına Hakaret, Hırsızlık, Görevi Kötüye Kullanma, Zimmet, İrtikap, Rüşvet, Taksirle Öldürme, Kasten Yaralama, Kasten Öldürme , Tehdit, Şantaj, Özel Hayatın Gizliliğini İhlal, Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma, Kişisel Verilerin İhlali Suçları, Ruhsatsız Silah, Bıçak , Mermi Bulundurma veya Taşıma , İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Uyuşturucu Kullanma ve Bulundurma Suçu ve Vergi Kaçakçılığı ile ilgili suçlamalarda ve ceza davalarında savunma hazırlamakta ve duruşmalarda müvekkillerimizi temsil etmektekteyiz.

Kişinin irade yeteneğini olumsuz yönde etkilemesi ya da tamamen ortadan kaldırması nedenleriyle alkollü olarak araç kullanmak fiiline, belli koşulların varlığı halinde bir takım yaptırımlar öngörülmüştür. Aslen Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suç, TCK m.179’da düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu olmakla beraber alkollü araç kullanmak, bu suçu oluşturan fiillerden biridir. Zira TCK m.179/3 düzenlemesine göre alkol ya da uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir sebeple güvenli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek durumda olmasına karşın araç kullanan kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmakta olup, ciddiye alınması gerekmekte ve bir ceza avukatından yardım alınması gerekmektedir.
Fakat yukarıda belirttiğimiz üzere alkollü araç kullanılması tek başına bu suçun oluşması için yeterli olmayıp, alınan alkolün de belirli bir miktarın üzerinde olması gerekmektedir. Hatta bu alkol miktarlarının seviyelerine göre de farklı yaptırımlar öngörülmüştür. Şöyle ki; ticari araçlarda 20 (0.20), binek araçlardaysa 50 (0.50) promil ve üzerinde ancak 100 (1.0) promil altında bir miktarda alkol kullanılmış olması durumunda bu fiil, emniyetli araç sevk ve idaresi kabiliyetini azaltması nedeniyle ehliyete el konulması ve idari para cezası gibi bir takım yaptırımlar ile cezalandırılmaktadır.
Ancak aracın 100 (1.0) promil ve üzerinde bir miktardaki alkol ile kullanılması durumunda yukarıda belirtilen yaptırımlara ek olarak söz konusu miktarın emniyetli araç sevk ve idare yeteneğini tamamen ortadan kaldırması nedeni ve TCK m.179/3 düzenlemesi gereğince trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturmakta ve iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Adli Tıp Kurumu’nun yaptığı çalışmalar, 100 (1.0) promil ve üzerinde bir miktarda alkol tüketiminin insanın bilincini ve iradesini güvenli bir şekilde araç kullanamayacak şekilde ortadan kaldırdığı tespitini ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Yargıtay, kanında bu miktardaki bir alkolle araç kullanan kimsenin aracı güvenli şekilde sevk ve idare edemeyeceğini peşinen kabul etmiş ve bunu bir içtihat haline getirmiştir.
Alkollü araç kullanma nedeniyle başka bir suça veya suçlara da sebebiyet verilmesi halinde bu suçlar ayrıca cezalandırılacaktır. Misal vermek gerekirse alkollü araç kullanan birisinin kazaya sebebiyet vermesi durumunda ayrıca mala zarar verme suçu oluşabileceği gibi bir kişiye çarpıp yaralaması veya öldürmesi durumunda ise bunların herbiri için ayrı yaptırımlar uygulanacaktır. Yine de her olayın farklı özellikler bulundurması nedeniyle ayrıca değerlendirilmesi gerekmektdir.
Alkol etkisinde araç kullanma neticesinde çeşitli ihtimallere göre bir takım yaptırımlar ve hapis cezası söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle bu sürecin bir ceza hukuk avukatı ile yürütülmesi tavsiye edilmektedir.

TCK m.299’da düzenlenen cumhurbaşkanına hakaret suçu, cumhurbaşkanının tarafsız ve sembolik bir makam olarak ülkenin ortak değerlerinden biri olduğundan hareketle bu makama yönelik olarak toplum tarafından duyulan itibarı zedeleyecek herhangi bir fiili engellemek maksadıyla yasalaşmıştır. Bu itibarla söz konusu fiili işleyen kimseye 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır.

Ancak bu durum Anayasa’nın 10.maddesinde yer verilen ve güvence altına alınan ‘’özgül ayrım yasakları’’ ve ‘’genel anlamda eşitlik ilkesi’’ bakımından ihlal teşkil etmektedir. Zira bu madde ve bahsi geçen yasaklar ve ilkelerin açıkça işaret ettiği üzere kanunlar soyut ve genel nitelik taşır yani herkese eşit olarak uygulanır. Hatta bunun ötesinde aynı durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve hizmetlerde eşit davranma zorunluluğu bulunmaktadır. Kişiye özel kanun çıkarılamaz ve düzenleme yapılamaz.

TCK m.125’de düzenlenen hakaret suçu herkes için geçerli ve yeterli bir koruma sağlarken bu koruma çoktan aza doğru sıralanacak olursa toplumun temelini oluşturan insanlara en çok koruma sağlanırken en az koruma ise siyasilere sağlanmaktadır. Zira bulundukları konum gereği eleştiriye en açık konumda bulunan kimseler siyasilerdir. Ne var ki tarafsız ve sembolik sıfatlarını haiz cumhurbaşkanlığı makamı son değişikliklerle birlikte bu sıfatlarını siyasi ve aktif sıfatlarıyla değiştirmiştir. Buna karşın söz konusu TCK m.299’da herhangi bir değişiklik olmamıştır. Bu ise bir takım sakıncaları beraberinde getirmektedir. Şöyle ki, m.125’deki hakaret suçundan daha ağır bir ceza makasına sahip olan Cumhurbaşkanlığına hakaret suçu muhalif görüşlerini belirten kimselere karşı kullanılmaya açık hale gelmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin konuya bakış açısı ise daha önceki verdiği kararlar ışığında ortadadır. İspanya kralına hakaret için ayrı bir düzenlemeye sahip İspanya Ceza Kanunu AİHM’in verdiği ihlal kararları neticesinde söz konusu maddeyi ilga etmiştir. Aynı şekilde cumhurbaşkanına hakaret suçunu ayrıca düzenlemiş olan Fransa, üst üste verilen ihlal kararları neticesinde bu maddeyi kaldırmıştır.
Bir başka konu ise Avrupa insan Hakları Mahkemesi hakaret suçunun ağırlığını hapis cezası verilecek kadar yoğun görmemekte ve yerleşik içtihatlarında hakaret suçuna karşı hapis cezası verilmesini orantısız olduğundan bahisle insan haklarını ihlal eden bir durum kabul etmektedir.

Ayrıca bu suç aleni olarak işlenmişse verilecek olan ceza 1/6 oranında arttırılmaktadır.

Son olarak bu suçun kovuşturulması yani bu suç isnadıyla herhangi bir yargılama yapılabilmesi adalet bakanının iznine tabidir.

Son değişikliklerle birlikte söz konusu suçun yargılanması sürecinde başvurulabilecek kanun yolları arasına temyiz yolu da dahil edilmiştir.

Cumhurbaşkanına hakaret suçundan bir ceza verilmiş dahi olsa şartlarının sağlanması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme yollarına başvurmakta mümkün olabilmektedir.
Bütün bu bilgiler göz önünde bulundurulduğunda hakkınızda cumhurbaşkanına hakaret suçu isnadı bulunduğu takdirde derhal bir ceza avukatı veya insan hakları avukatından yardım almanız tavsiye edilmektedir.

Türk Ceza Kanunu’nun ‘’şerefe karşı suçlar’’ başlığı altında TCK m.125’de düzenlenen hakaret suçu, kanun maddesinden açıkça anlaşılacağı üzere iki farklı surette işlenebilmektedir. Bunlar, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek ve sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırmak olarak belirtilmiştir. Bu fiiller ise 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılmaktadır. Bu itibarla söz konusu düzenleme kişinin en önemli toplumsal değerleri olan şeref ve saygınlığın korunması amacıyla tahsis edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki hakaret yalnızca sözlü olmayıp, kanunun lafzından da açıkça anlaşılacağı üzere ‘’somut bir fiil’’ yani bir davranış ile de işlenebilir. Mesela küfür anlamına gelen el ve kol işaret ve hareketleri de bu durumu oluşturabilmektedir.

Hakaret suçunun temel (basit) hali, takibi şikayete bağlı bir suç olup, mağdurun hakareti ve failin kimliğini öğrenmesiyle başlayan 6 aylık bir süre içerisinde şikayetin yapılması gerekmektedir. Zira bu süre içerisinde kullanılmayan şikayet hakkı kaybedilecektir. Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.

Hakaret suçunun basit şekliyle ilgili bir diğer konu ise uzlaştırma uygulamasıdır. Zira basit şekliyle hakaret suçu, yargılamanın yapılabilmesi için bir dava şartı olarak uzlaştırmaya tabi bir suçtur. Uzlaştırma neticesinde tarafların anlaşamadığını belirten tutanağın düzenlenmesinin ardından yargılamaya devam olunabilir.

Hakaret suçuyla ilgili bir diğer önemli husus ise hakaret fiilinin mağduru belirli veya belirlenebilir olmalıdır. Öte yandan hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır.

Hakaret suçunun gıyapta işlenebilmesi için kanun hakaret fiilinin en az 3 kişinin huzurunda işlenmesini şart koşmuştur. Bu bir objektif cezalandırılabilme şartı olarak düzenlenmiş olup, 3 kişi veya daha fazla kişinin huzurunda olmayan gıyapta hakareti cezalandırmamaktadır. Yani A kişisi arkadaşları C ve D’nin yanında mağdur B’ye yönelik hakaret içerikli sözler söylerse gıyapta hakaret suçu oluşmaz zira 3 kişinin şahitliği söz konusu değildir. Son olarak mağdur veya fail söz konusu 3 kişinin içinde sayılmamaktadır. Zira mağdur dahil olsa zaten gıyapta hakaret değil kişinin yüzüne karşı hakaret olacaktır. Benzer şekilde TCK m.130’a göre bir kimsenin vefatının ardından o kişinin ardından 3 kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kimse 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılmaktadır. Bu ise ‘’Kişinin hatırasına hakaret suçu’’ olarak düzenlenmiştir.

Hakaret suçunun alenen işlenmesi ise kanun koyucu tarafından cezayı arttıran bir nitelikli hal olarak düzenlenmiş olup, gıyapta hakaretten farklı şartların varlığı aranmaktadır. Zira hakaretin alenilik niteliğini haiz olabilmesi için ortamda başka şahısların bulunması yeterli olmamakta, bununla birlikte hakaret fiilinin belirlenemeyecek sayıda şahıs tarafından işitilme, görülme ve algılanma ihtimalinin bulunması şartı da aranmaktadır. Bu itibarla kişilerinin erişiminin kısıtlı olduğu ortamlarda suçun bu şeklinin işlenmesi beklenemez. Suçun bu halinin cezası ise ilk fıkradaki ceza miktarının 1/6 oranında arttırılması ile yaptırıma tabi tutulmuştur.

Mala zarar verme suçu Türk Ceza Kanunu’nun 151 ve 152.maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun söz konusu suçu tanımlarken zarar verme yollarını saymak suretiyle bir izah getirmektedir. Şöyle ki, bir kimsenin taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkmak, tahrip etmek, yok etmek, bozmak, kullanılamaz hale getirmek veya kirletmek bu suçun oluşması için yeterli olacaktır. Ancak yine de her somut olay ayrıca değerlendirilmelidir. Bu fiiller ise sınırlı (tahdidi) olarak sayılmış olup, bu sayılan fiiller dışında başka bir fiille bu suçun işlenmesi mümkün değildir. Ayrıca m.151/2’de açıkça belirttiği üzere haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olmak da bu suçun basit(temel) şeklini oluşturmaktadır.
Mala zarar verme suçu kasten işlenebilen bir suç olup, taksirle işlenmesi mümkün değildir.
Kanun koyucu bu düzenleme ile kişinin malvarlığına ilişkin değerlerin korunmasını hedeflemiş ve bu amacı gerçekleştirmek için ise yukarıda bahsi geçen mala zarar verme suçunun temel şeklini oluşturan fiilleri işleyen kimseyi fiilin ağırlığına göre 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırmaktadır.
Mala zarar verme suçunun temel (basit) hali, takibi şikayete bağlı bir suç olup, mağdurun malına verilen zararı ve failin kimliğini öğrenmesiyle başlayan 6 aylık bir süre içerisinde şikayetin yapılması gerekmektedir. Zira bu süre içerisinde kullanılmayan şikayet hakkı kaybedilecektir.

Kast, bilme ve isteme olmak üzere iki temel unsurdan meydana gelmektedir. Bilme, fiilin nasıl neticeleneceğini bilmek, isteme ise bilinen ve öngörülebilecek olan bu neticenin istenmesi olarak tanımlanabilir. Özetle bir suçu kasten işleyen bir kimse fiilinin neden olabileceği neticeleri hem bilmekte hem de istemektedir.

Taksir ise dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılmasıdır. Ancak burada kastın iki temel unsurundan her ikisinin veya isteme unsurunun yokluğu söz konusudur. Bu halde taksir, basit(adi) taksir ve bilinçli taksir olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Basit(adi) taksirde hem bilme hem de isteme unsurlarının yokluğu söz konusudur. Örnek olarak, ıssız ve insan olma ihtimali çok zayıf olan bir yerde ava giden bir şahıs çalıların arkasından ses gelmesi üzerine tüfeği ile çalılara doğru ateş edip sonrasında orada aslında bir insanın olduğunu anlarsa bu şahsın durumu basit(adi) taksire örnek olabilecektir.

Bilinçli taksirde ise fail tarafından öngörülüp bilinebilecek ancak gerçekleşmesi istenmeyen bir neticenin failin kendi yeteneklerine veya şansına fazla güvenmesi nedeniyle kuralları ihlal etmesi ile fiili işlemesidir. Burada bilme unsuru tam olsa da isteme unsuru yoktur. Örnek olarak, 30 yıllık şoförüm diyerek sollama yasağı olan yerde sollama yaparak kazaya sebebiyet veren kimsenin fiili bu kapsamdadır.

Son olarak isteme unsurunun tam olmasa da varlığı söz konusu ise, mesela kişi fiilin öngörülen ve bilinen neticesi için ‘’olursa olsun’’ mantığıyla hareket ediyorsa, olası kastın varlığı söz konusu olabilmektedir. Olası kast ile bilinçli taksir arasında teoride net bir ayrım olsa da uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılabilmektedir.

Ceza hukukumuzda bir suçta kural olarak kastın varlığı aranırken istisnai olarak taksir halinde de suç oluşabilmektedir. Yani bir suçun taksirle işlenebilmesi ancak kanunda açıkça belirtilmesi durumunda mümkün olabilmektedir.

TCK m.89’da düzenlenen taksirle yaralama suçu trafikte, iş ortamında, hekim müdahalelerinde ve hatta ev ortamında dahi karşılaşılabilen günlük hayatın içinde sıklıkla rastlanan bir suç tipidir.

TCK m.89, ‘’ Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.’’ düzenlemesine yer vermiş olup, suçun temel şeklini düzenleyen bu madde kapsamında olan ve basit(adi) taksirle işlenen fiillerin takibi şikayete bağlıdır. Yani bu madde kapsamda bir suçun varlığı halinde kolluk, savcılık ve diğer adli makamlar re’sen(kendiliğinden) harekete geçmeyecek ve ancak mağdurun veya duruma göre suçtan zarar görenin şikayeti üzerine soruşturma ve kovuşturmaya başlanacaktır.

Şikayet dilekçesinin ve eklerinin hazırlanıp, şikayet başvurusunun yapılması.
Kollukta ve Savcılıkta ifade alınması sırasında hazır bulunulması.
Savcılıklarca verilen ‘’takipsizlik (Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair Karar) kararları’’na itiraz edilmesi.
Sulh Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki-katılan vekili olunması
Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki-katılan vekili olunması
Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki-katılan vekili olunması
‘‘Tutuklama kararları’’ ve ‘‘Koruma Tedbirleri’’ne itiraz edilmesi
İstinaf ve Temyiz dilekçelerinin hazırlanması
Cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretleri yapılması
İç hukuk yolları tüketilmiş olan dosyalar için ‘’Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru’’ ve sonrasında ‘’Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru’’ yapılması

Ceza Hukuku hakkında tüm soru ve avukat ihtiyaçlarınız için bizi +90 561 615 68 69 numaraları telefondan arayabilirsiniz.

İletişim Bilgilerimiz

  • Mahmudiye Mah. 4820 Sokak Soylu İş Merkezi No:2 Kat:3/36 Akdeniz - Mersin
  • +90 561 615 68 69
  • info@denizciogluhukuk.com

Makaleler

Mersin Şantaj Suçu Avukatı

Taksirle Yaralama Suçu Avukatı